|
Küresel ısınma dünyayı tehdit ediyor
Dünyadaki her on buzuldan sekizine ev sahipliği
yapan Peru, küresel ısınmanın sonuçlarını somut
olarak yaşıyor. And dağlarının eteklerinde serin
nehirlerle sulanan patates tarlaları için artık
taşıma su kullanılıyor, çünkü buzullar
küçülüyor. İngiliz bilim adamları ise, küresel
ısınmayı durdurmak için tek yolun alternatif
enerjilere yönelmek olduğunu belirtiyorlar.
Peru'nun dağlarından yüzyıllardır doğal yaşam
kendi ritmini sağlamıştı. Yazın buzullar
üzerindeki karlar erir, kanyonları serin sularla
doldurur, kışın buzullar yeniden karlarla
kaplanırdı. And dağlarının eteklerine akan
nehirler patates ve buğday tarlalarını sular,
bölgenin elektrik ihtiyacını karşılardı.
Ancak şimdi, And dağlarının tepesindeki yüzlerce
buzul küçülüyor ve bilim adamları tek nedenin
küresel ısınma olduğunu belirtiyorlar. Son 30
yılda Peru buzullarının dörtte biri, yaklaşık 3
bin kilometrekare yok oldu.
Peru'nun Rio Santa bölgesinde buzulların
erimesinin somut sonuçlarını görmek mümkün.
Artık elektrik için bölgedeki nehirden başka bir
kaynak aranıyor, tarlaları sulamak için taşıma
su kullanılıyor. Bu arada, eriyen buzulların
ortaya çıkardığı çığ tehlikesi de söz konusu.
Dünyadaki her on buzuldan birine ev sahipliği
yapan Peru, küresel ısınmanın sonuçlarını
yaşıyor bilim adamları buranın dünyanın
termometresi olduğunu ve ısıdaki en ufak
değişikliklere bile tepki gösterdiğini
söylüyorlar.
Bolivya ve Peru'daki buzulları beş yıl boyunca
inceleyen Fransız bilim adamı Bernard Pouyaud,
'İnsanoğlu sermayeden yemeye başladı' diyor ve
gelecek yüzyılda dünyanın ısısının 3-5 derece
artacağını ve Peru buzullarının yok olacağını
söylüyor..
Dev buzdağı sekiz parçaya bölündü
Dünyanın en büyük buzdağı ekim ayında önce ikiye
bölünmüştü, şiddetli fırtına ile sekiz parçaya
bölündü..
Antarktikte meydana gelen güçlü bir fırtına
sonucunda 11.000 kilometrekare büyüklüğündeki
B15 buzdağı sekiz küçük buzdağına bölündü.Yeni
Zelandalı bilim adamlarının uydu gözlemlerine
göre Ekim ayında ikiye bölünen buzdağı, B15A ve
B15J olarak adlandırılmıştı.
Wellington Ulusal Su ve Atmosfer Araştırmaları
Enstitüsü'nden Mike Williams ve ekibi, B15A
buzdağını izlemek için üzerine bir GPS sistemi
yerleştirmişti. B15, üç yılı aşkın bir
süredir,Yeni Zelanda'nın yaklaşık olarak 3800 km
ilerisinde bulunuyordu.Parçalanmadan sonra
bölgede sekiz küçük buzdağı oluştu.Söz konusu
bölge Fransa'nın yüzölçümüne eşit ve Ross -Şelf
buzulu önünde yer almakta.
İki büyük parçanın hala deniz dibine bağlı
olduğu bildirildi.
Küresel ısınma nedir?
İnsan tarafından atmosfere verilen gazların sera
etkisi yaratması sonucunda dünya yüzeyinde
sıcaklığın artmasına küresel ısınma deniyor.
Sera etkisinin artması, atmosferin üst bölümünün
yani stratosferin soğumasına, alttaki
troposferin ise ısınmasına yol açıyor.
Sera etkisi doğal
Sera etkisi doğal bir süreç. Sera etkisi,
dünyada yaşam olması için gereken sıcaklığı
sağlıyor.
Su buharı, karbondioksit ve metan gazı, dünyanın
üzerinde doğal bir örtü oluşturuyor. Ancak fosil
yakıtların kullanılması ve ormanların yok
edilmesi, bu örtüyü oluşturan gazların,
atmosferde normalin çok üzerine çıkmasına neden
oldu.
Dünyanın yüzeyi güneş ışınları tarafından
ısıtılıyor. Dünya bu ışınları, tekrar atmosfere
yansıtıyor.
Dünyaya ulaşan güneş enerjisinin yaklaşık yüzde
70'i, böylece tekrar uzaya gönderilmiş oluyor.
Ancak bazı infrared ışınlar, sera gazları
tarafından tutuluyor. Bu da atmosferin,
ısınmasına neden oluyor.
Sera etkisi, dünyanın yeterince sıcak olmasını
sağlıyor. Ancak bazı bilim adamları, insan
tarafından fazla miktarda sera gazının atmosfere
verilmesinin bu karmaşık dengeyi zedelediği ve
küresel ısınmaya neden olduğu görüşünde.
1980'den beri sürekli ısınan dünya, 2003'te son
18 yüzyılın tepe noktasına ulaştı.
University of Virginia'dan Profesör Michael Mann
ve University of East Anglia'dan Profesör Philip
Jones'un Geophysical Research Letters dergisinde
yayımladığı makaleye göre 20. yüzyılın son
çeyreği, tüm zamanların en sıcak dönemi olarak
değer kazandı.
Küresel ısınma karşıtlarının klasik argumanı
olan, Küre'nin M.S. 1000 yılından önce
günümüzden daha sıcak olduğuna dair iddianın
bilimselliğini sınamak üzere Prof. Mann ve Prof.
Jones son iki bin yılın iklim koşullarının
simulasyonunu yaptılar.
Bu çerçevede, yerel iklim koşullarının tespiti
amacıyla, kürenin değişik bölgelerinden antik
ağaçların gövdelerini inceleyen ekip, ağaç
gövdesindeki kıvrımların kalınlıklarından ağacın
büyüme sırasındaki iklim sıcaklığını
saptayabiliyor.
'ISINMA İNSANLIĞIN SORUMLULUĞU'
Profesör Jones "Bu sıcaklık göstergeleri, ancak
sera etkisiyle mümkün ve o da insan eliyle"
şeklinde durumun vehametini vurgularken,
bazıları da, küresel ısınmanın güneşten gelen
radyasyondaki artıştan kaynaklandığını ve ısınma
probleminin karbon dioksit emisyonları ya da
sera etkisiyle bir ilgisinin olmadığını
savunuyorlar. Kimileri ise dünyanın
yörüngesindeki değişken konumu gereği doğal
olarak ısındığını düşünüyorlar.
'SONUÇTA DÜNYA'MIZ ISINIYOR'
Araştırmanın sonuçlarını savunan Profesör Jones,
Ortaçağ Avrupa ikliminin günümüze göre ufak bir
farkla daha sıcak olmuş olmasının, küresel
değerleri etkilemediğini ve Küre'nin genelinde
iklim sıcaklıklarının ortalama olarak arttığını
belirtti.
Küresel ısınma türleri yok edecek
Nature bilim dergisinde yayımlanan ve İngiltere
Leeds Üniversitesi öğretim üyesi Profesör Chris
Thomas tarafından yönetilen ve kaleme alınan bir
makaleye göre "küresel ısınma 2050'ye kadar
bitki ve hayvan türlerinin dörtte birini ya da 1
milyondan fazlasını yok edecek".
Otomobillerden ve fabrikalardan yayılan
gazların, ısıyı 21. yüzyılın son yıllarına
doğru, tarihte görülmemiş düzeylere
yükselteceğini belirten Thomas, korkulan bu
sonucun, 65 milyon yıl önce dinozorların dünyada
silinmesinden sonra yaşanacak en kötü "türsel
tükenme" olacağını belirtti.
Kuş türlerinin 8'de 1'i tehlike altında
1000'den fazla kuş türü yok olma tehlikesiyle
karşı karşıya...
"BirdLife International" adlı kuruluş tarafından
yayınlanan raporda, kuş türlerine yönelik en
büyük iki tehlikenin Afrika kıtasında tarım
arazilerinin büyümesi ve tropik bölgelerdeki
ormanların korunamaması olduğu belirtildi.
"Dünya Kuşlarının Durumu 2004", kuşların durumu
ve yeryüzündeki dağılımıyla ilgili araştırmaları
tek bir belgede toplayan ilk rapor oldu.
Rapordaki bazı önemli bulgular şöyle:
- Dünyadaki kuş türlerinin 8'de 1'ini oluşturan
1211 kuş türü toptan yok olma tehdidiyle karşı
karşıya.
- Yaklaşık 170 ülkedeki 7500'den fazla bölge,
kuşlar için önemli bölge olarak belirlenmiş
durumda.
- Afrika'da tarımın yayılması ve yoğunlaşması
kuşlar için önemli alanların yüzde 50'den
fazlasını tehdit ediyor.
- Çoğunluğu tropik bölgelerde olmak üzere, yok
olma tehdidiyle karşı karşıya bulunan kuş
cinslerinin yüzde 64'üne yönelik tehdit, orman
alanlarının yok olmasından kaynaklanıyor.
- Farklı bölgelerden hayvan türlerinin
okyanuslardaki adaları istila etmesi, buralarda
yaşayan kuş cinslerinin yüzde 67'sini yok olma
tehdidiyle yüz yüze getiriyor.
- 1500 yılından bu yana toplam 129 kuş türünün
tamamen yokolduğu belirlendi.
Ancak son yıllarda kuş türlerinin yok olmasını
engellemeye yönelik çalışmalar, bazı türlerin
tükenmesini önledi ve tamamen yok olduğu sanılan
bazı kuş türlerinin de yok olmadığı belirlendi
ve bu türler koruma altına alındı.
Bütün ülkelerden koruma guplarının birleşmesiyle
kurulan uluslararası bir dernek olan BirdLife
International'ın Durban'da başlayan "Dünya
Koruma Konferansı"nda bir araya gelen 100'den
fazla ülkeden 350 uzman, dünyadaki kuş koruma
çalışmalarını ele alıyor.
Okyanus canlıları tehlikede
Bilim adamları atmosferdeki karbon diyoksit
oranlarının yükselmesine paralel, dünya
okyanuslarında asit miktarının da giderek
arttığını tespit ettiler.
Okyanus suyu pH değerlerindeki düşüş bu şekilde
devam ederse, gelecekte denizlerdeki yaşamı
tehlikeler bekliyor.
Lawrence Livermore National Laboratory'den Ken
Caldeira ve Michael Wickett'in Nature dergisinde
yayımladıkları makaleye göre, fosil yakıtların
kullanılması daha çok karbon diyoksitin havaya
karışmasına neden oluyor ve açığa çıkan bu
karbon diyoksitin çoğu yine okyanuslar
tarafından emiliyor. Suya karışan karbon
diyoksit ise, girdiği reaksiyon sonucu karbonik
asite dönüşüyor. Bilim adamları okyanusların
geçtiğimiz yüzyılda daha asidik (asit yoğunluğu
yüksek) hale geldiklerine inanıyorlar.
Bilgisayar modelleme ile mevsim simulasyonları
yapan bilim adamları, asik miktarının bu
oranlarla artması durumunda gelecekte tehlikenin
varacağı boyutları öngörüyorlar. Hesaplamalara
göre okyanusların yakın gelecekte varacağı asit
oranı bu gidişle son birkaç yüzyılda görülmemiş
düzeylere varacak. Araştırma insanoğlunun
atmosfere bu yoğunlukta karbon diyoksit
bırakması durumunda okyanuslardaki pH oraları
0.77'ye kadar inebileceğini ortaya koyuyor.
Kyoto'nun Önemi Anlaşılamıyor
Araştırmada, küresel ısınmanın Güney Afrika,
Brezilya, Avrupa, Avustralya, Meksika ve Kosta
Rica'daki 1103 bitki, memeli, kuş, sürüngen,
kurbağa ve böcek türünün üzerindeki etkileri
incelendi. Küresel ısınma bitkilerin yaprak
çıkarması veya kuşların yumurta bırakması gibi
süreçlerin doğal zamanından önce başlamasına
neden oluyor. Bu da doğada dengesizliğe yol
açıyor.
BM Çevre Programı Başkanı Klaus Töpfer, türlerin
yok olmasının, beslenme, barınma ve ilaç için
doğaya bağımlı olan, çoğunluğu 3. dünya
ülkelerinde yaşayan milyarlarca insana zarar
vereceğini söyledi. Töpfer, "Dünya ekolojisi ile
ilgili alarm veren bu araştırma, dünyaya Kyoto
Protokolü'nü uygulamanın önemini bir kez daha
gösterdi" dedi.
Öte yandan, İngiltere Başbakanı Tony Blair'in
bilim danışmanı Sir David King ise, ABD'nin
iklim politikalarının dünya için terörizmden
daha büyük bir tehdit olduğunu" ifade etti. Tony
Blair'in danışmanı, 'dünya nüfusunun yüzde 4'ünü
oluşturan ABD'nin, atmosferdeki zararlı gazların
ise yüzde 20'yi aşkın bir kısmından sorumlu
olduğunu; fakat buna karşın uluslararası çevre
anlaşmalarına destek vermediklerini"
hatırlatarak tepki gösterdi.
Ortak Konuları 'Anti-Kyoto'culuk
Uluslararası arenada sık sık karşı karşıya gelen
ABD ve Rusya devlet başkanları çevrecilik
konusunda benzer politika izliyorlar. ABD
Başkanı George W. Bush uzunca bir süredir, ülke
içinden gelen baskılara karşın Kyoto
Protokolü'ne imza atmamakta direniyor. Bush buna
gerekçe olarak, ABD ağır sanayi sektörünün Kyoto
şartlarından olumsuz etkileneceğini öne
sürmüştü. Aynı şekilde, yüzölçümü olarak
dünyanın en geniş ormanlarına sahip Rusya'nın
Devlet Başkanı Vladimir Putin de Kyoto
Protokolü'ne imza atmayacağını açıklamıştı.
Türkiye Kyoto Protokolü'nü imzaladı.
Avrupa son 500 yılın en sıcak yazını yaşadı
Arabalardan ve fabrikalardan çıkan karbondioksit
gibi sera etkisi yapan gazların atmosfere
salınımının sorumlu tutulduğu küresel ısınma
sonucu, dünya çapındaki sıcaklıkların 2100'e
kadar 1.4-5.8 santigrat derece arasında
yükseleceği tahmin ediliyor.
İsviçreli araştırmacıların yaptığı araştırmada,
1994-2003 yıllarının yaz mevsimlerinin,
Avrupa'da son 500 yılın en sıcak yazları olduğu
ortaya çıktı.
Bern Üniversitesi'nden Jürg Luterbacher'in
öncülüğünde yapılan ve Amerikan Science
dergisinde yayımlanan araştırma, son yıllarda
Avrupa'nın ikliminde önemli değişiklikler
olduğunu gösteriyor. 1994'ten 2003'e kadarki
yıllarda yaz mevsimlerinin, son 500 yılın
Avrupa'da en sıcak yazları olduğu belirtilen
araştırmaya göre, 20. yüzyıl da 15. yüzyıldan bu
yana en sıcak yüzyıl oldu.
Araştırmada, 1973-2002 yıllarının kış mevsimleri
ve yıl boyu sıcaklık ortalamalarının da son 500
yılın en yüksek sıcaklık ortalamaları olduğu
kaydedildi.
Araştırmacıların tahminlerine göre, 21. yüzyılın
sonlarında, 2071-2100 yılları arasında, her iki
yılda bir yaz mevsimleri en az geçen yılki kadar
sıcak olacak.
K.Amerika ve Avrupa'yı 'soğuk' bir gelecek
bekliyor
Bilim adamları, küresel ısınma yüzünden Atlas
Okyanusu'ndaki sıcak su akıntılarının durması
durumunda Avrupa'nın bir bölümü ile Kuzey
Amerika'nın ciddi biçimde soğuyabileceğini
bildirdi.
Küresel ısınmanın kuzey buzullarında yol açtığı
erime sonucu Kuzey Atlas Okyanusu sularına
karışan soğuk suların, Meksika Körfezi'nden
Avrupa'ya uzanan sıcak su akıntısını (Gulf
Stream) yok edebileceğini belirten Stefan
Rahmstorf, Gulf Stream'in durması durumunda,
İskandinavya'da ortalama sıcaklıkların 5-10
santigrat derece düşeceği kaydetti.
Almanya'daki Potsdam İklim Etkisi Araştırma
Enstitüsü'nde çalışan Stefan Rahmstorf, "Küresel
Değişim ve Dünya Sistemi: Baskı Altında Bir
Gezegen" adlı kitapta yer alan araştırmasında,
küresel ısınmanın felaketlere yol açabilecek
sonuçlarından birisine daha dikkat çekti.
Rahmstorf'un araştırması, küresel ısınmanın
kuzey buzullarında yol açtığı erime sonucu Kuzey
Atlas Okyanusu sularına karışan soğuk suların,
Meksika Körfezi'nden Avrupa'ya uzanan sıcak su
akıntısını (Gulf Stream) yok edebileceğini
ortaya koydu. Yaptığı açıklamada, küresel
ısınmanın yol açabileceği felaketlere dikkat
çeken Rahmstorf, "En kötü durumda Gulf Stream
akıntısı duracak, üstelik bu, içinde
bulunduğumuz yüzyılda olabilir" dedi. Gulf
Stream'in durmasının "buzul çağı"nı
başlatmayacağını ancak bölgesel bir soğumaya
neden olacağını söyleyen Rahmstorf, "Kanada'nın
doğu kıyısı ve ABD de bu değişiklikten
etkilenecek, bu durum bazen Amerikalı
politikacılar tarafından sadece Avrupa'nın
sorunu olarak yanlış değerlendirildi" diye
konuştu.
Rahmstorf, Gulf Stream'in son 100 bin yılda
yaklaşık 20 kez yok olduğunu, sonuncusunun
yaklaşık 8 bin yıl önceki buzul çağından sonra
buzul kütlelerinin aniden erimesi sonucu meydana
geldiğini belirtti. Gulf Stream'in durması
durumunda, İskandinavya'da ortalama
sıcaklıkların 5-10 santigrat derece düşeceği
kaydediliyor.
Küresel ısınma tehdidi
Dünyadaki her üç kişiden biri yoksulluk içinde
yaşıyor ve dolayısıyla yoksullukla bağlantılı
sağlık sorunlarıyla karşı karşıya. Başta Afrika
olmak üzere yoksul ülkeler, dünyanın en kısa
ortalama yaşam süresine ve en yüksek doğum
oranına sahip. Ancak virüsler ve bulaşıcı
hastalıklar sadece Afrika'da değil, dünyanın
diğer bölgelerinde de küresel ısınma yüzünden
giderek yayılma tehlikesi gösteriyor.
Yoksullukla mücadele eden ülkelerde, insanlar
daha çocuk yaşta, hatta daha süt emme döneminde
hayata veda ediyor. Beslenme yetersiz, eğitim
olanakları kötü. Ve tüm bunlar yetmezmiş gibi,
küresel iklim değişikliğinin olumsuz
sonuçlarından da en çok etkilenenler, yine
yoksul ülke insanları. Ancak virüsler ve
bulaşıcı hastalıklar sadece yoksul ülkeleri
tehdit etmiyor.
Almanya'da Heidelberg Üniversite Kliniği'nin
Tropik İklimler alanında önde gelen
doktorlarından Profesör Rainer Sauerborn, iki
yıldır Almanya federal hükümetinin bilim
danışmanlığını yapıyor. Profesör Sauerborn,
küresel ısınma sonucunda sıtma gibi bulaşıcı
hastalıkların, şimdiye kadar bu hastalıklara
rastlanılmayan bölgelere de yayılabileceği
uyarısında bulunarak şöyle diyor: "Tabii ki
sıtmanın yayılmasında küresel ısınmadan başka
etkenler de sözkonusu. Ancak iklim
değişikliğinin mevcut yayılma eğilimini
güçlendirdiği konusunda önde gelen bilim
adamlarının hepsi hemfikir.''
Küresel ısınma tehdidi
Dünyadaki ortalama hava sıcaklığında küçük bir
artış bile haşerelerin ve hastalığa yol açıcı
etkenlerin yaşam koşullarını büyük ölçüde
etkileyebiliyor. Avrupa ise sıtma sinekleri için
hâlâ yeterince soğuk bir iklime sahip. Ancak bu,
tehlikeden muaf olunduğu anlamına gelmiyor.
Profesör Sauerborn, bu konuda sağlık
hizmetlerinin önemine dikkat çekerek; "Teorik
olarak sıtma salgını Avrupa'da da
gerçekleşebilir. Ancak sağlık hizmetlerinin iyi
işlemesi sebebiyle şimdiye kadar bu konuda bir
sıkıntı yaşanmadı. Ama Tacikistan'da örneğinde
gördüğümüz gibi, savaş gibi etkenlerle sağlık
hizmetlerinin çöktüğü anda, sıtma salgını da
patlak verdi" diyor.
Su azalıyor
Dünyada kullanılabilir su miktarının giderek
azaldığına ve bunun hijyen koşullarını daha da
kötüleştirdiğine işaret eden Sauerborn, su
yoluyla bulaşan hastalıkların gelecekte artış
gösterebileceğini, göz hastalıkları ve ishalin
yayılabileceğini belirtiyor. Sauerborn, dünyada
giderek daha sık ve şiddetli yaşanan fırtına ve
sellerin kolera tehlikesini beraberinde
getirdiğine de dikkat çekiyor: "Fırtına ve
seller yoluyla atık su ve kanalizasyonun içme
suyuna karışması da gözardı edilemez. Bu durumda
kolerayla karşı karşıya kalınır. Deniz suyu
yüzeyindeki ısınma sonucu sahil bölgelerinde
kolera yayılabilir."
Ozon tabakası inceliyor
Ozon tabakasının giderek daha da incelmesi
sonucunda, güneşin zararlı ışınları giderek daha
az filtre edilebiliyor. Bu ışınlar sadece cilt
ve gözlere zarar vermekle kalmıyor, insan
vücudunun bağışıklık sistemini de zayıflatarak,
bulaşıcı hastalıklara karşı daha korunmasız hale
getiriyor.
Bununla birlikte aşıların da etkisi azalıyor.
Sıtma sineklerini geçmişte yok etmeyi başaran
ilaçlar artık tesirli değil, yeni nesil sinekler
direnç kazanmış durumda. Buna rağmen Sauerborn,
geçmişte başarılı olan aşı programlarına büyük
umut bağlıyor ve araştırma, geliştirme alanında
politikacılara ve kamu sektörüne önemli bir
görev düştüğünü belirtiyor.
Pentagon'un Kıyamet Raporu
Pentagon'un Bush'a sunduğu gizli raporda,
önümüzdeki 20 yılda küresel ısınma sonucu ortaya
çıkacak kuraklık, seller, açlık ve iklim
değişikliklerinin savaşlara yol açarak ABD'nin
güvenliğine terörizmden daha büyük bir tehdit
oluşturacağı yazıldı.
Pentagon'un etkin isimlerinden, savunma
danışmanı Andrew Marshall'ın talimatıyla dört ay
önce hazırlanan, ancak yönetim tarafından
gizlenen raporda, küresel ısınmanın üç yıl
içinde başlayarak, 20 yıllık bir zaman dilimi
içinde görülmemiş kuraklık, açlık ve kaosa yol
açacağı, dünyayı nükleer savaşlara sürükleyeceği
uyarısı yapılıyor.
The Observer'ın ele geçirdiği raporun, çevre
sorunlarına duyarsız politikalarıyla tanınan
Bush yönetimini zor duruma sokacağı
belirtiliyor. Nitekim Bush, Mart 2001'de,
küresel ısınmaya yol açan gazların emisyonunun
10 yıl içinde yüzde 5.2 azaltılmasını öngören
Kyoto Protokolü'nü imzalamayacağını açıklamış,
bu gazların yüzde 36'sının emisyonundan sorumlu
olan ülkesinin ekonomik çıkarlarını çevre
sorunlarının önünde tutmayı yeğlemişti.
ABD Dünyaya kötü örnek
ABD'nin Başkan George Bush yönetiminde çekilme
kararı aldığı Kyoto Sözleşmesi, aslında "son
derece alçak gönüllü" hedefler çizmiş bulunuyor.
Buna göre, sözleşmeyi imzalayan devletler 2012
yılına dek, atmosfere karbondioksit salımında
1990 yılı düzeyinin yüzde 5'i veya biraz fazlası
kadar indirime gitme yükümüne giriyor.
İngiltere'de yapılan araştırmalarda, "fosil
yakıt" olarak adlandırılan petrol, kömür gibi
enerji kaynaklarının mümkün olan en kısa sürede
temelli terk edilip, rüzgar, su (hidroelektrik),
güneş atom (nükleer) enerjisi gibi kaynaklara
mümkün olan en hızlı sürede yönelmenin gezegenin
geleceğini güvence altına alma çabasında şart
olduğu vurgulanıyor.
ABD'nin Kyoto Protokolü'nden çekilmesi büyük bir
petrol üreticisi haline gelen Norveç gibi Avrupa
ülkeleri için de "kötü örnek" teşkil etmiş
bulunuyor.
ABD, Japonya, Kanada, Avustralya ve Kanada gibi
ülkeler, Kyoto'nun belirlediği ilk hedeflere
ulaşmada, "orman, tarım alanlarını ıslah
etmenin" de önemli olduğunu savunuyor.
ABD, çevre için büyük tehdit
İngiltere'nin en üst düzey bilim danışmanı Sir
David King, dünyaya yönelik en büyük tehdidin,
ABD'nin iklim politikası olduğunu söyledi.
The Independent gazetesinin manşetten verdiği
haberine göre, King, bilim dergisi Science'da
dün yayınlanan makalesinde, iklim değişikliğinin
dünya için terör tehlikesinden bile büyük bir
tehdit olduğunu ve bunda ABD'nin büyük rolü
olduğunu belirtti. Ancak King, ABD'nin dünyayı
en çok kirleten sanayi ülkesi olmasına karşın,
konuyu ciddiye almadığını ifade etti.
Tony Blair'in bilim danışmanı olan King, dünya
nüfusunun yüzde 4'ünü oluşturan Amerikalılar'ın,
atmosferdeki zararlı gazların yüzde 20'yi aşkın
bir kısmından sorumlu olduğunu; fakat
uluslararası çevre anlaşmalarına destek
vermediklerini vurguladı. King, bu nedenle
Washington yönetiminin, çevre konusunda
İngiltere ve diğer hükümetlerin çağrılarını
dinlemesi gerektiğinin altını çizdi.
Küresel ısınma gelecek 100 yıl boyunca da
sürecek
Amerikalı profesör Robert Dickinson, sera etkisi
yaratan gazların kullanımının dikkate değer
şekilde azalmasına rağmen, küresel ısınmanın
gelecek 100 yıl boyunca da süreceği uyarısında
bulundu.
Georgia Teknoloji Enstitüsü profesörlerinden
Dickinson, gelecek yüzyılda karbondioksit
gazlarının salımının yerkürenin 3 ila 10
Fahrenheit derece ısınmasına ve denizlerin bir
metreye kadar yükselmesine yol açacağını
söyledi.
ABD'nin Boston kentinde düzenlenen Amerikan
Bilimsel Gelişme Birliği'nin yıllık
toplantısında araştırma sonuçlarını yayınlayan
Dickinson, iklim değişikliklerinin "gelecek
kuşak için çok önemli değişikli değişimlere
neden olacağını" ileri sürdü ve "Biz burada
deniz kıyısındaki evlerinin yer değiştirmesi
gereken insanlardan söz ediyoruz, ABD'nin
kaynakları var, ancak kaynak bakımından yetersiz
Bangladeş ve az gelişmiş başka bölgelerde, çok
büyük zorluklar ortaya çıkacak" dedi.
Tek yol alternatif enerji
Öte yandan, İngiltere Kraliyet Akademisi Derneği
ve Tyndall İklim Araştırmaları Merkezi'nce
yapılan son araştırmalar, sanayi ülkelerinden
atmosfere salınan zararlı gazların dünya
iklimini giderek daha çok bozmasını engellemenin
tek yolunun karbondioksit salınımı ciddi biçimde
azaltmak ve alternatif enerji kaynaklarına
yönelmek olduğunu vurguluyor.
'Karbon havzaları' olarak bilinen ormanlar,
tarım alanları ve toprağın, atmosferdeki
ısınmaya neden olan 'sera etkisi' yaratan
karbondioksiti, 2050 yılına kadar doğal olarak
ancak ve ancak yüzde 25 oranında emebileceğini
gösteriyor. Ormanların ve toprağın halihazırda
kendi başına doğal yoldan atmosferde biriken
karbondioksitin ancak yüzde 40, azami yüzde
45'ini emebildiğini hatırlatan İngiliz araştırma
kurumları bilim adamları, 1997 yılında
Japonya'nın Kyoto kentinde imzalanan iklimi
koruma anlaşmasına uymanın çok önemli olduğunu
vurguluyor.
|